bolatunsal @ windowslive.com

 
Bugünkü esnaf odalarının temeli niteliğindeki Ahilik;  Türklerin Anadolu da 13. Yüzyılda kurduğu bir esnaf örgütlenmesidir. Etkinliğini de 17. Yüzyıla kadar sürdürmüştür. Amacı Türk zanaatkârlarını ayakta tutmak, dayanışmalarını ve ahlaki, ekonomik açıdan gelişmelerini sağlamaktır. Ahilik: Hacı Bektaş Veli’nin tavsiyesiyle; asıl adı, Nasıruddin Mahmud Ahi Evran bin Abbas tarafından kurulmuştur. Bazı kaynaklara göre; esnaf teşkilatlarının temelleri daha önceki yıllarda atıldığı, Ahi Evran ile daha da kurumsallaştığı yazılıdır. Ahi Evran’ın, Azerbaycan’ın Hoy şehrinde tahminen 1171 yılında doğduğu tahmin edilmektedir. Hacı Bektaş Veli ve Mevlana ile aynı dönemde yaşamıştır.
Ahi kelimesi Türkçe Akı sözcüğünün zamanla değişimi sonucu ortaya çıktığı iddialardan biridir. İlk Türkçe sözlük olan Kaşgarlı Mahmut’un Divânu Lügat-it Türk’te anlamı; eli açık, koçak, selek, cömert, yiğit, delikanlı olarak belirtilmektedir ki, ahiliğin esasları ile sözlükte verilen anlamlar örtüşmektedir.
 
Ahilik 32 meslek dalına ayrılmış bir dizi kuralları ve kurulları olan teşkilatlanmadır. Tüccar, Sütçü, Çoban, Hekim, Çiftçi, Marangoz, Terzi, Demirci, Saatçi, Balıkçı, Deveci, Fırıncı, Bağcı, Çulhacı ( Dokumacı ) , Postacı, Hallaç, Berber, Sabuncu, Mimar, Bakkal, Kasap, Kuyumcu, Attar ( Aktar), bu meslek dallarından bazılarıdır. Günümüzde değişen ve gelişen yaşam koşulları doğrultusunda, birçok meslek dalı geçerliliğini kaybetmiş, ihtiyaçlar doğrultusunda yeni meslek dalları doğmuştur.
Ahi adayının, bir ahi tarafından önerilmesi ve 7 temel kurala uyması zorunludur. Bu uyulması gereken 7 temel kural, bir ahinin terk etmesi gereken davranışları ve bundan sonraki hayatı boyunca edineceği ilkeleri sıralar.
1.                 Cimrilik kapısını bağlamak, lütuf kapısını açmak
2.   Kahır ve zulüm kapısını bağlamak, hilim ( sabırlı, temkinli, ağırbaşlı), mülâyemet (yumuşak huyluluk, alçak gönüllülük) kapısını açmak.
3.  Hırs kapısını bağlamak, kanaat ve rıza kapısını açmak.
4.  Tokluk ve lezzet kapısını bağlamak, riyazet ( nefsin isteklerini kırma) kapısını açmak
5.  Halktan yana kapısını bağlamak, Hak’tan yana kapısını açmak.
6.  Herze ( saçma sapan söz davranış), hezeyan (abuk subuk düşünce davranış) kapısını bağlamak, Marifet kapısını açmak.
7.  Yalan kapısını bağlamak, doğruluk kapısını açmak.
Yukarıdaki 7 madde, günümüzdeki esnaf ve sanatkârlar kanunun, manevi şekle dönüştürülmüş kısa bir tanımlamasıdır bence. Üstelik fiziki kurallar esas alınarak çizilen sınırların yerine, ahlak kurallarının esas alındığı temel noktalar vardır ki bence daha etkili bir yöntemdir. Tabi ki belirli düzeye erişmiş,  karakterli kimlik sahibi olanlar için.
 
Ahilik teşkilatı 3 aşamalı bir yapılanmadır:
1.     Aşama; Yiğit, Yamak, Çırak
2.     Aşama: Kalfa, Usta, Ahi
3.                 Aşama: Halife, Şeyh, Şeyh-ül Meşayıh (Şeyhlerin şeyhi, büyük veli)
Bu yapılanma modeli günümüz esnaf ve sanatkâr teşkilatlarının yapılanma modelinin benzer şeklidir. Zamanla günün koşullarına göre kimlik ve yapı değiştirmişse de temel yapı benzerdir, yönetim kademe sıralaması yaklaşık aynıdır.
Ahilik sisteminin kurallar ve kurullarının yanı sıra kendine özgü de bir eğitim sistemi vardır. Günümüz çıraklık, kalfalık ve ustalık geleneği ahiliğin kurulduğu yıllara dayanmaktadır. Bu gün çıraklık eğitim merkezlerinden edindiğimiz ustalık belgelerinin yerini, o yıllarda şet kuşatma törenleri alıyordu. Çıraklık ve kalfalık eğitimini ustasının yanında tamamlayan Ahi adayı, bir yiğit ve ustası ile birlikte, mesleğini icra ettiği bir ürünü o yörenin ahi teşkilatına götürürmüş. Teşkilatın şeyhi ve kurulu usta adayının yaptığı ürünü inceler sonra da ustasının onayı ve kefaletini alarak, adayın esnaflık yapmasına onay verme niteliğinde olan kuşağını kuşandırırlarmış. Usta ve çırak arasında saygıya ve koruyuculuğa dayanan yol gösterici bir tutum sergilenirmiş.
Eğer ki şet kuşatılan çırak, yani ahilik niteliğini kazanan usta, çalışma ve hayat prensiplerinden ödün verirse yani yoldan çıkarsa; ona kuşağını kuşandıran şeyh ve kurul, yoldan çıkan ahinin pabucunu o ustanın dükkânının damına atarlar böylelikle bundan sonra onun bir ahi olmadığını, ustalığının da muteber olmadığını ifade ederlermiş. “Pabucunu dama atma.” deyimi bu gelenekten geldiği söylenir.
İlkeleri ve yapılanması böylesine nezaket ve ahlak kuralları üstüne kurulmuş bir örgütlenme, 17. Yüzyılda Osmanlının sınırlarının genişlemesi ve her uyruktan esnaf ve sanatkârın çoğalması daha karma bir yapıyı gündeme getirmiş. Bu karma yapı da ahilik teşkilatının etkinliğini kaybetmesine neden olmuş. Kaldı ki Ahilik teşkilatı Selçuklu devleti içersinde önemli bir unsurdur. Osmanlı devletinin kuruluşunda ve kalkınmasında çok önemli bir paydaştır.
Her dönemdeki esnaf teşkilatları toplumun yapılanmasında ve yaşamasında önemli bir etkendir. Çünkü esnaf yurttaşın kendisi, çünkü esnaf devletin kendisidir. Zanaatkâr bir ülkenin kalkınmasının temel dayanağıdır. Zanaatkâr bir ülkenin teknik gelişiminin lokomotifidir. Bu nedenledir ki büyük girişimciler küçük esnaf ve zanaatkârların içersinden çıkmıştır. Bu nedenledir ki anayasaya “Devlet küçük esnaf ve zanaatkârı kollar ve korur” maddesi konmuştur.
 
Tarih tekerrürden ibarettir derler. 13. Yüzyılda Ahiliğin kurulma sebeplerinden birisi de, Bizanslı sanatkârlar ile rekabet edebilmek, tutunabilmek için yaptıkları malların kalitesini korumak üretim düzeyini belirlemek, sanatkârlara sanat ahlakını yerleştirmektir. Türk halkını ekonomik yönden bağımsız yapmak, ihtiyaç sahiplerine her alanda yardım etmektir.
Aradan 700 yıl geçmesine rağmen o günün şartları, günümüz koşulları ile benzerlikler taşımaktadır. Türk esnaf ve sanatkârının ticari hayatını tehdit eden o günkü diğer ulusların ticaret erbapları ve sanatkârları, günümüzde küresel şirketler olarak karşımıza çıkmakta yine küçük esnaf ve sanatkârlarımızın geleceğini tehdit etmeye devam etmektedirler. Bizim esnaf ve sanatkârımız ise çaresizce devletinden yardım ummakta ve kendi tükenişini seyretmektedir. Devletlere yön veren bir teşkilattan nasıl oldu da devletinden medet uman bir yapıya dönüştük. Bunun sebepleri araştırılmalıdır.
Biz kendi değerlerimize şaşı bakıyoruz ne hikmetse. Unesco 2021 yılını Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli ve Ahi Evran yılı ilan etti. Neredeyse unutulmaya yüz tutan değerlerimizin kıymetini son yıllarda biraz anlamaya başladık. Bu farkındalığı yakalamışken silkinip kendimize gelmenin zamanıdır. Bizlerin ticari geleceğini tehdit altında tutan küresel şirketlere, bizdenmiş gibi görünen fakat sermayesini başka bir ulus ile paylaşan kuruluşlara karşı nasıl mücadele edeceğimizi örnekleri ile başka makalelerimde de anlattım burada tekrar değinmeyeceğim.
 Ahilik; Edep ile çalışmaktır.
Ahilik; Güler yüzlü olmaktır.
Ahilik; Ahlak, akıl bilim çalışma ve adalettir.
Ahilik; Dostluk ve yardımlaşmadır.
Ahilik; Doğruluk cömertlik özveri ve hakseverliktir
Ahilik; İçi dışı, özü sözü bir olmaktır.
Ahilik; Hoşgörü ve cömertliği kuşanmaktır.
Ahilik; Bilgin, büyük sözü tutmaktır
Ahilik; Dürüst çalışmaktır. Kaliteli mal üretmektir.
Ahilik; Dükkân kapusu hak kapusu hakkına yalvar. Çeşmim gibidir çeşmeleri akmasa da damlar. İlkesini benimsemektir. Kanaat etmektir.
Ahilik; Hakka ve toplumsal güvenliğe bağlı özgür girişimdir.,
Ahilik; Eline diline beline sahip olmaktır.
Ahilik; Ehliyet ve liyakate saygıdır.
Ahilik; Hakka ve emeğe saygıdır.
Ahilik; Birbirini kardeş bilmektir.
Ahilik; Besmele ile dükkânını açmak, şükrederek dükkânını kapatmaktır.
 
Değişen çağlar kültür yozlaşmasını da beraberinde getiriyor ne yazık ki. Öz benliğimizden ve değerlerimizden uzaklaşıyoruz. Ahiliğin esaslarını günümüz esnaf yapısı ile kıyasladığımızda aradaki bariz farkı görmek mümkündür. Günü kurtarma telaşında olan esnaf yapısından, geleceği kurtarma düşüncesini benimsemiş bir kimliğe bürünmemiz şarttır. Geleceği kurtarmaksa birbirimizi ileriye taşımakla olur.
Son yıllarda daha çok esnaf arkadaşlarımdan duyduğum acı gerçekler var. Üç kuruşluk ürün satabilmek adına yan komşusunu kötüleyenler, turistin aldığı ürünü kötüleyenler, aynı ürünün kendisinde çok daha ucuz olduğunu iddia edenler, farkında ya da değil ama sonuç olarak kendi içinde bulunduğu toplumu ve ticari yapıyı kötülüyorlar. Bir başkasını aşağıya çekmeye çalışanlar, kendilerini de aşağıya iterler. Esnaf ve sanatkârımız son yıllarda korkunç bir yozlaşma içersinde. Ahlaki değerleri bir kenara bıraktık. Esnaflık ya da sanatkârlık geleneğinden yetişip, belirli bir kültürü edinmeden; isteyen her birey istediği işi yapıyor. Olmadı meslek değiştiriyor. Olmadı adres değiştiriyor. Olmadı şehir değiştiriyor. Değiştirmediği tek şey içersinde bulunduğu yanlış çalışma yöntemi ve zihniyeti. Kendine de zarar veriyor çevresine de zarar veriyor.
 Yüzyıllar önce olduğu gibi her alanda daha sıkı örgütlenmeyiz. Her alanda bağlarımızı daha da güçlendirmeliyiz. Her alanda daha da iyi ve kaliteli olmak zorundayız. Her alanda küresel rekabete hazır olmalıyız. Güçlerimizi birleştirmeliyiz. Birbirimize karşı saygılı ve güven duygusu içersinde olmalıyız.